18.08.2026 17:18:03

"1999 Gölcük Depremi: İtfaiyecilerin Unutulmaz Anıları"

17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçti

17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi, üzerinden 27 yıl geçmesine rağmen hala izlerini taşıyor. İzmir’den Gölcük’e hayat kurtarmak amacıyla giden itfaiyeciler, o geceyi ve yaşananları unutmadıklarını belirtiyorlar. Enkazdan kurtardıkları ya da yardım edemedikleri insanlarla ilgili hatıralar, meslek hayatlarının en ağır anıları arasında yer alıyor. Bunun yanı sıra, yıllar sonra karşılaştıkları eski depremzedelerle yollarının yeniden kesişmesi, duygusal anların yaşanmasına sebep oluyor.

İZMİR - 17 Ağustos 1999 tarihinde Türkiye büyük bir felaketle uyandı. Saat 03.02’de Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde meydana gelen deprem, binlerce insanın hayatını altüst etti. İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı’nda görev yapan dört itfaiye personeli, o gün meslek hayatlarının henüz başında, enkaz başında büyük bir sınav verdi. Ailelerinden haber alamadan, başkalarının yakınlarını kurtarmak için günlerce mücadele ettiler.

“ÇARESİZLİK İNSANI YIPRATIYOR”

Gölcük Depremi sırasında 26 yaşında ve iki yıllık itfaiyeci olan Ali Hikmet Küçükgül, sabah deprem haberini aldığında hızla oluşturulan ekiple Gölcük’e hareket etti. Yaklaşık 13 gün boyunca enkazda çalıştı. O günleri anlatırken, dinlenmeye bile fırsat bulamadıklarını, insanların içerden ‘Kurtarın’ çığlıklarının kulaklarını doldurduğunu ifade etti.

Küçükgül, o günlerde karşılaştığı dehşet dolu anları unutamadığını belirterek, bir enkazda baba, anne ve çocuklarının bulunduğu bir ailenin durumunun kendisini ne kadar etkilediğini vurguladı. Ailelerin trajedileri, onun için zihininden silinmeyecek izler bıraktı. Deprem görüntüleri karşısında hâlâ rahatsızlık duyduğunu ve zihninde yeniden canlanan sorunun, ‘Eğer İstanbul’da benzer bir şey olursa ne yapardım?’ olduğunu söyledi.

“BİR ENKAZ YOKTU, YIKILMIŞ BİR MAHALLE VARDI”

İtfaiye Eğitim Şube Müdürü Bülent Yanaşık, depremin olduğu zaman yeni evlenmişti ve olaylara müdahale ettiğinde karşılaştığı manzara beklentilerinin çok ötesindeydi. Deprem bölgesine ulaştıklarında, gidecekleri yerin bir enkaz değil, tamamen yok olmuş bir mahalle olduğunu anladılar. Toplumun travmasının büyüklüğünü ifade etmekte zorlanan Yanaşık, o anı tanımlarken gözyaşlarına hakim olamadı.

“İLK BAKTIĞIMDA BİR TABLO GİBİ GELDİ”

İtfaiyeci Abdül Duyulur, deprem zamanı hamile olan eşinin doğumu için geri dönmeye çalıştığı bir dönemde olay yerine ulaşarak, insanlarının acılarını gördüğünü anlatıyor. Gölcük’te çalışmaya başladığında karşılaştığı manzaralar onu derinden etkiledi. Yıllar sonra İzmir’de gördüğü bir kadının o sırada yardım bekleyen birinin eşini kaybettiğini öğrenmek, Duyulur için acı bir hatıra oldu. O günlerden kalan travmalar, aklında halen yerini koruyor.

“KAPALI ALANA GİREMEDİM”

Mümin Yavuz, deprem anında sadece bir yıllık itfaiyeci olarak insanların çaresizliklerini gözlemledi. Gölcük’te görev yaptığı süre boyunca bir çocuğu kurtarmayı başarırken, çoğunlukla cansız bedene ulaşmak zorunda kaldı. O günlerin ardında bıraktığı izlerin günlük hayatını nasıl etkilediğini anlatarak, deprem kokusunun kendisinde travmaya yol açtığını ifade etti. Yavuz, yaşadığı acının kendisini ve ailesini de depreme hazırlanmaya yönelttiğini belirtti.

Deprem sonrası yaşananlar; bu itfaiyecilerin hem meslek hayatında hem de kişisel yaşamlarında derin etkiler bıraktı. Onlar, bir yandan kurtarmak için mücadele ederken, diğer yandan insan yaşamının ne kadar kırılgan olduğunu da deneyimlediler. Bir deprem felaketi ile yüzleşmek, bu kahramanlar için yaşam boyu sürecek anılar ve dersler bırakmıştır.

Meteorolojinin Sesi R.